ASKERİ Savcı Kurmay Binbaşı Ahmet Erdoğan, 34 sayfalık bir rapor yazdı...
Haber gazetelerde yayınlandı... Raporun konusu “Balyoz Planı”ydı. Birkaç gün bekledim. Yalanlanmadı...
Bu raporun önemi çok fazla. Şöyle anlatabilirim:
Balyoz darbe planı iddiasını Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ açıktan yalanlamıştı. Ancak şimdi görüyoruz ki, askeri savcı doğruluyor.
Yalnız dikkat ettim askeri savcının birkaç kez vurguladığı bir unsur var.
Şöyle diyor savcı:
“Plandaki olasılığı en yüksek tehlikeli senaryo bölümü Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan gizlenmiş.”

Bir başka cümle:
“Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın emrine rağmen alternatif harekat planlarına ağırlık verilmiş.”
Ve bir diğeri:
“Kara Kuvvetleri Komutanı’nın aksi yöndeki emirlerine rağmen...”
Rapordaki bu vurguların anlamı üzerine şöyle düşünebilir miyiz?
Askeri Savcı demek istiyor ki:
“Balyoz Planı vardır. Ancak Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisi dışında ve emirlerinin aksine yapılmıştır...”
Özet bu...
Peki o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı kim?
Org. Aytaç Yalman...
Kara Kuvvetlerindeki bu plan ve tatbikatları komutan adına kim yönetir?
Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı... Peki o dönemde kurmay başkanı kim?
- Org. İlker Başbuğ...
İşte raporun önemi burada ortaya çıkıyor.
Askeri savcının raporuna göre dönemin KKK Org. Aytaç Yalman ve Kurmay Başkanı Başbuğ, Balyoz planından habersizdir...
Rapordan çıkan derin mesaj işte bu.
Askeri savcının raporundaki bu vurgular, 1’inci Ordu’yla, Kara Kuvvetleri arasındaki “hiyerarşik hattı” kesiyor...
Bu durumda şöyle soracağız:
* Çetin Doğan neden dönemin genelkurmay başkanı Özkök’ün konuşmasını istedi. Özkök de neden “Muhatabı Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman’dır” dedi?
Ve daha keskin bir soru:
* Savcının bu raporu Çetin Doğan’ı mı işaret ediyor?
Toz duman arasında bu sorular netleştikçe, fotoğraf da netleşiyor.
Nasıl bir dekor içinde olduğumuzu daha iyi anlıyoruz.
İKİNCİ YAZI:
Halk tepki için Meclis’i istiyor
DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarında çok önemli bir mesaj vardı... Dedi ki:
* Biz de konuyu Cumhurbaşkanımızla, hükümetimizle ve muhalefetle değerlendireceğiz...
İşte bu “muhalefetle değerlendirme” sözü çok önemliydi. Çünkü olayı TBMM’ye taşıyacak anahtardı o söz... Meclis’ten çıkacak bir toplu iradenin işaretiydi. Bu tespitten sonra ben de açıktan tepki gösterdim:
* Yeter artık, her 24 Nisan’da bu işkence.
Ve sordum:
* Sizce ne yapmalıyız?
DünyAfganistan başta olmak üzere Türkiye’nin yurtdışındaki askeri görevleri her yıl yine TBMM tarafından onaylansın...
* Türkiye’nin askeri malzeme alımı bütçe olarak yine her yıl TBMM’nin onayına sunulsun.
* THY’nin alacağı uçaklar da TBMM komisyonunda onaylansın...
En keskininden en yumuşağına kadar gelen önerilerde beni en çok etkileyen şey ne oldu biliyor musunuz?
Eksiksiz hemen hepsi, adres olarak Meclis’i gösteriyor. İktidarıyla muhalefetiyle Meclis’in bir milli duruş, onurlu bir irade sergilemesini istiyor.
Demokrasiye ve Meclis’e olan inancın en geniş atlaslardaki halk tarifi ve iradesi bu olmalı işte...
ÜÇÜNCÜ YAZI:
Baykal’ın Anayasa değişikliği modeli
DENİZ Baykal anayasa değişikliğine mi karşı, yoksa yönteme mi?
Uzunca bir sohbet yaptık Deniz Bey’le... Bir yöntem belirlemiş.
Diyor ki:
* Böyle giderayak anayasa değişikliği olmaz. Yoksa elbette biz de bu anayasanın değişmesini istiyoruz.
- Peki nasıl olmalı?
* Öncelikle anayasa değişikliği için geniş bir katılım olmalı. Yani bunun için bir kurucu meclis gibi... Siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından temsilciler, il genel meclislerinden, belediyelerden, barolardan, sendikalardan temsilciler alınmalı. Buralarda tartışılsın. Sonra elbette Meclis’e gelsin. Ama tam mutabakatla gelsin...
Bu derece geniş katılımlı bir anayasa değişikliği, uzun bir çalışma gerektirir...
Bu durumda seçim sonrasına kalabilir. Erdoğan’ın sıcak bakacağını sanmıyorum.
Sanıyorum bu öneri önümüzdeki hafta içinde en yüksek perdeden dile getirilecek.